Bir kadının kavgaları ve dönüşümleri

ÜMRAN AVCI – Çekilen acılar geçmez ama acının sahibini dönüştürür. Filiz Aygündüz’ün son romanı “Nisa”, bir kadının çocukluğundan 67 yaşına kadar verdiği mücadeleyi anlatıyor. Kırıldığı yerden çiçeklenen Nisa’nın, yarasından sızan ışıkla yaşadığı dönüşümü resmediyor. Romanın kahramanı Hayrünnisa… Kadının hayırlısı, uğurlusu demek. Anlatılan; bir kadının daha adı konulurken dayatılan sıfatlardan kurtulup kendi ismine kavuşmasının, Hayrünnisa’dan Nisa’ya dönüşmesinin hikâyesi…

Aygündüz, kitabında kadınların kapalı kapılar ardında verdiği mücadeleleri anlatırken iyi niyetle yapılan kötülüklere, görmezden gelmelere, erkek evlada kondurulmayan sert gerçeklere ayna tutuyor. Göç duygusunu, sınıf farkını, akran zorbalığını, hayatta kalma mücadelesini, kültürel kodların açmazlarını, dayanışmanın güzelliğini çok içeriden bir yerden anlatıyor. Nisa; “Mevlânâ’nın “Işık yaradan sızar” sözüyle, Duygu Asena’nın “adı yok” dediği kadının ismine sahip çıkmasının ve kendini inşasının edebi anlatımı…

■ Kendi değişince kaderi de değişen Nisa’nın roman boyunca sorduğu “Peki şimdi ne yapabilirim?” sorusu kapıları açan kilit, kadınlara yakılan bir işaret feneri sanki.

“Nisa”yı yazma sebeplerimden biri de okura bu soruyu sordurmaktı aslında. Hepimiz evde, iş yerinde, belli dönemlerde hayatın çeşitli sertliklerine maruz kalıyoruz. Canımız yanıyor, yaşama sevincimiz azalıyor. Bu durumda sürece teslim olmak, saatlerce ağlayıp isyan etmek yerine kendine “Peki ben şimdi bu durumda ne yapabilirim?” sorusunu sormanın mucizevi bir yanı var. Bu soruyla birlikte odak, problemden uzaklaşıp çözüme çevriliyor. Bizzat kendiniz yardımınıza koşuyorsunuz. Nisa da roman boyunca ne zaman zorda kalsa bu soruya sığınıyor, o soruyla ayağa kalkıyor, verdiği cevaplarla yürümeye devam ediyor. Kadınlar için bir işaret feneri evet. Yeter ki Duygu Asena’nın meşhur sözünü akıllarından çıkarmasınlar: “Kadınlar özgürsünüz. Gücünüzü bilin”.

■ Nisa’nın baskıcı ve otoriter biyolojik anne babası için kullandığı ‘üvey ebeveynlik’ tanımını çok değerli. ‘Üvey ebeveynlik’ korkuların şekillendirdiği bir refleks mi?

Nisa romanda annesiyle babasının, toplumun onlara dayattığı baskılar nedeniyle uzun yıllar, modern bir gurbette, kendisine sahip çıkmadığını söyleyerek “Üvey kaldı ebeveynlikleri” diyor. Aslında anne babası tarafından sevilmiyor değil. Üvey olma durumu tam da dediğin gibi korkuların şekillendirdiği bir refleks. O korkuları yaratan toplum, sürekli tetikliyor aileyi ya kızın rayından çıkarsa? Kötü arkadaşlıklar kurarsa? Yanlış evlilik yaparsa? Bu korkuyla kötü kalpli bir üvey anne olmaya gönül indiriyor anne. Baskının bini bir para. Bazen de şiddet. Hele Anadolu’dan büyük şehre göç etmişse, şehri en büyük tehlike olarak görüyorsa. Nisa’nın annesi Gülaçtı gibi. Tabii Nisa’nın 1957 doğumlu olduğunu da söylemek lazım. O kuşak için bu tür üveylikler yaygın. Bugün de birçok ailede devam ediyor. Kadına çocukluğundan itibaren uygulanan baskının bittiğini söylemek isterdim ama bitmiş değil.

■ Nisa’nın çocukluktan ruhsal olgunluğa evrilişine tanık oluyoruz. Bu değişimini yaşına ve psikolojisine uygun cümlelerle vermek nasıl bir deneyimdi?

Nisa için çocukluğundan 67 yaşına kadarki süreçte belli yaş dönümlerini içeren bir takvim hazırladım. 20’lerindeki Nisa nasıldı, 45’inde Nisa nasıl düşünür, 50’sinde ne hisseder gibi soruların cevaplarını metne yedirdim. Onun yaş aldıkça olgunlaşmasını, hayata daha farklı bakmasını, problemlerini daha rahat çözmesini yazmak güzel bir deneyimdi. 

Ekonomik özgürlük modeli 

■ “Hırka Ören Kadınlar” ile ilgili bölümü kadınların birbirini sarıp sarmalaması, kaderlerini elleriyle ilmek ilmek dokuması olarak okudum. Siz nasıl anlatırsınız?

Nisa, bir iş yerinde çalışması eşi tarafından yasaklandığı için, deri ve tiftik karışımı hırkalar üretip parça başı satıyor gizlice. Yıllar sonra bu girişimi bir atölye açmaya kadar varıyor. Nisa’nın öğrencisi olan kadınların çoğu annesi ve babası tarafından sahip çıkılmamış, mutsuz evliliklere hapsedilmiş, kendine ait odaları hiç olmamış kadınlar. Nisa onlara bir ekonomik özgürlük modeli sunuyor. Bir yandan hep birlikte hırka örerlerken, bir yandan da birbirleriyle hikâyelerini paylaşarak güçleniyorlar, kendilerini inşa ediyorlar. 

‘Erkek annesi olmak bir rütbe’ 

■ Nisa’nın kayınvalidesi Müzeyyen Annenin, “Oğlum biraz sinirli, alttan al” gibi sözleri erkek annelerinin ortak lisanı mı?

Müzeyyen Anne, oğlunun hışmından o kadar korkuyor ki, Nisa zarar görmesin diye onu sürekli alttan almaya teşvik ediyor. Anne korumacılığı, oğluna toz kondurmak istememesi de var tabii. Hâl böyle olunca iyilik yapayım derken kötülük ediyor farkına varmadan. Maalesef erkek annesi olmak bugün bile çok sayıda kadın için bir rütbe. Ona bu rütbeyi sağlayan oğullarına tam destek veriyorlar. Erkek çocuğu yetiştiren de anne olduğu için, gelinlerinin yanı sıra oğullarına da zarar vermiş oluyorlar.

■ Romandaki Mevlânâ’nın “Işık yaradan sızar” sözünü de konuşalım…

Işık bir kırıktan, çatlaktan geçerek içeri girebilir. Yaralarımız, irili ufaklı sorunlarımız hayatımızdaki kırıklar, çatlaklar aslında. Aydınlanma hâli tam da onlardan sızarak oluşuyor. Kırılganlığımızı, yasımızı, yaramızı, acımızı kabul edersek değişme ve dönüşme imkânımız olur. Üstünü örttüğümüz takdirde karanlıkta kalırız. Nisa her yarasını kabul edip ondan daha dirençli bir Nisa çıkarıyor. 

Author: site

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir