Milliyet Gazetesi yazarları Avustralya-Türkiye maçını değerlendirdi ‘Montella yetersiz, çözümsüz, etkisiz kaldı’

A Milli Futbol Takımı, 2026 FIFA Dünya Kupası D Grubu ilk maçında Avustralya’ya 2-0 mağlup oldu. Milliler, grupta liderlik şansını zora sokarken, Paraguay maçı öncesi ise avantaj kaybetti.

Mücadele sonrası dev maçı Milliyet Gazetesi yazarları; Attila Gökçe, Bilal Meşe ve Halil Özer değerlendirdi.

HAYDİ DEVAM İLERİ – ATTİLA GÖKÇE

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Reklam kuşaklarından yaratıcı popüler şarkılara.. Medyadaki en ayrıntılı analizlerden gündemdeki her türlü siyaset menüsüne… Birbirimize abartılı acaip yalanlar söyledik. En yetkili futbol ağızlarından en büyük kupa hedefleri ilan ettik.. Uygarlığın ve bilimin en önemli güdüsü olan kuşkuyu bir tarafa bırakıp topluca aynı sesle zıpladık: Ver coşkuyu.. Ver, ver, ver, ver!..

2026 Dünya Kupası, tüm yanlışları, çelişkileri, diplomasiyi, vizeyi ve ekonomiyi unutturan halleriyle hayal ötesi çılgınlığa dönüştü.
Şimdi Avustralya karşısında uğradığımız 2-0’lık şok yenilgiyi hemen atlatmanın, yola devam etmenin çaresini bulmalıyız. Futbolda birbirimize en büyük borcumuz umudu yeniden yeşertmek, ona sarılmaktır.

Avustralya topu bize bırakıp (yüzde 72) kendi oyununa baktı… Geri kalan yüzde 28’le fırsat kovaladı. Bizim kendi aramızdaki al-ver’lerle top çevirmemiz mahalle dedikodusu gibi verimsiz ve çözümsüzdü. Heyecandan gerçeği göremedik. FIFA’nın açık kaynaklarına girip sinir bozan istatistik gerçeklerine ulaşabilirsiniz.

Saymadan, ölçmeden de görünen gerçekler var: Montella, akıp geçen oyuna hemen hiç dokunamadı. Akıllardaki çözüm onun uyguladıklarından daha gerçekti. Kaptanımız Hakan, güven kaynağımız Orkun, yıldızımız Kenan, golcümüz Kerem, prensimiz Barış Alper, alçaktan gönderdiği toplarla sürpriz golleri yakalayan Yunus Akgün… Ve futbolumuzun olmazsa olmazı Arda Güler… Hepsi de eksikli, noksanlı, gayretli, etkisiz ve verimsiz oyunun aktörleriydi. Emekleri için onlara teşekkür ediyoruz. Yine destekleyeceğiz, ama dürüstçe eleştireceğiz.

Bu saptamadan kendini kurtaracak tek oyuncumuz kaleci Uğurcan Çakır’dır. Savunmadaki evlatlara hiçbir şey demiyorum. Bilinen sorunları aşmak, bir iki isme dokunmak, değişikliklerde göstermelikten gerçekçi uygulamaya geçmek daha yararlı olabilirdi. Montella da yetersiz, çözümsüz, etkisiz kaldı.
Peki beyaz bayrak çekip teslim olmak var mı? Ne zaman, nerede ve hangi tarihte olmuş ki futbolda ve Dünya Kupası’nda olsun!
D grubundaki “döküntü” halimizden “diri ve dinamik” kimliğimize dönebiliriz. O zaman şu Avustralya yenilgisi “feci kaza”dan “alarm”a dönüşebilir.
D grubundaki ikinci maçımız Paraguay ile… Latinlerin kıvrak ve oynak hallerine karşı daha soğukkanlı Avrupa aklı ile oynamak, üç puanı getirebilir.
Son maçta gruptan çıkmayı garantileyebilen ABD’den üç puan da alabiliriz, tek puan da! Tıpkı 2002 Dünya Kupası gibi. 4 puanla devam edebiliriz. Üç puanla en iyi üçüncüler arasına katılıp, bir üst durağa kapağı atmak da mümkün.

Hayır arkadaşlar, gemi batmadı, tren raydan çıkmadı, otobüs devrilmedi!..

Bagajımızda akıl da var emek de!…

Haydi devam… İleri, marş!

HALİL ÖZER – GÖZYAŞI İLE BAŞLADI GÖZYAŞI İLE BİTTİ

Ne yazalım, ne diyelim bilmiyorum. Bir maçın insanlarımızı bu kadar negatif etkilediği bir olay hatırlamıyorum. Sabahın köründe sokaklarda herkes üzgün, bitkin ve umutsuz bir şekilde zombi gibi dolaşıyordu. Tam bir hayal kırıklığı. Ortada yazacak pozitif tek bir şey yok. Montella’dan oyuna son giren Salih’e kadar herkes hayatlarının en berbat gününü yaşadı ve yaşattı. Tamam hala umudumuz var. Ama bu maç çok acı verdi. Belki de bizi iyiye alıştırdıkları için. Biz iyi hazırlandıklarını düşünüyorduk.

Ama onlar zamanlarını kuaförde, reklamlarda, Youtube kanallarında geçirmişler. Montella ne yaptı bilmiyorum. Konsantre olsa 2 metrelik adamların arasında Kerem’i oynatmazdı? Kendi eliyle çocuğa ağır hasar verdi. Arda gibi takımın tek yaratıcı oyuncusunu sağ tarafa kilitleyip onu oraya mahkum etmezdi? Oyunun kötü gittiğinin daha 30. dakikada farkına varırdı. Bütün sistemi bozan Orkun’un kötü oyununa müdahale eder, Arda’yı merkeze çekerdi. Barış’ın orada oynayamadığının ilk beş dakikada farkına varırdı? Avustralya’yı iyi incelese onlara fizik gücünün veya hızlı bir iki adamının karşısında bizim tank defansın olmayacağını bilirdi. Daha da çok var.

Yani bir teknik direktör bir maçta bu kadar hata yapmamalı. Yahu merak ediyorum sırık gibi adamların arasında Kerem’e yüksek ortalar yapılmasına nasıl izin verdi? Bırak Kerem’i spiderman olsa yine bir şey yapamazdı. Hoca resmen Kerem’den Halland yaratmaya çalıştı. Tabii ki sadece Montella değil. Örneğin Hakan. Ya kardeşim tecrübe yüklüsün. Kötü gittiğinin farkına vardığın anda biraz sorumluluk al ya. Biraz oyun içinde abilik yap. Hocanın göremediklerine sen müdahale et. Yok herkes ruh gibi kaldı. Örnek Zeki.

Ya arkadaş bir adamın pili 45 dakikada biter mi? Peki ilk yarıda o golü yerken sen nerelerdesin? Peki Orkun kardeşim sen ne yapıyorsun? Bu maçı bir kere daha izlesen ki izleyeceğini sanmıyorum eminim “bu kim?” dersin. Yani sonuçta tutulacak hiçbir yanımız yoktu. Nereyi tutsak ince cam gibi kırıldı. Biraz Ferdi, biraz İsmail. İnanın bu kadar. Ne diyelim bilmiyorum. O kadar çok hata var ki. Mutluluk gözyaşları ile başladığımız Dünya Kupası ilk maçını acıyla bitirdik.

BİLAL MEŞE – KARALAR BAĞLAMAYA GEREK YOK

Bu yenilgiyi sadece skora bağlamak elbette yanlış olur. Evet Türkiye topa sahip olan taraftı, öyle ki yüzde 70’e 30’luk bir oran vardı ama bu üstünlük galibiyete yansımadı! Avustralya tam da beklenen şekilde oynadı; demem o ki savunmasına sabırlı şekilde yaslandı, kontra toplarla sonuç aradı ve kazandı. Teknik adamları kadro tercihleri nedeniyle yerden – yere vurmak gibi bir takıntım yok! Ancak eleştirilecek noktalardan biri Montella’nın 11 tercihiydi. Örneğin Kenan Yıldız, bire birde rakip eksilten, kapalı kilitleri açabilecek bir yeteneği niye kenarda oturtur, anlamakta zorlanıyorum. Efendim sakatlığı gerekçe gösteriliyor.

Eğer riskse ikinci yarıya Kenan’la başlamasına ne demeli? Artı Montella’nın oyun şablonu da yetersiz idi bana göre. Rakibin savunma duvarını açacak varyasyonlardan uzaktık mesela! Aynı bölgeden sürekli hücum etmek, Avustralya’nın ekmeğine de yağ sürdü! Rakibin kontratak oynayacağını sağır sultan bile biliyordu! Ayrıca rakibin en büyük silahı geçiş oyunlarını dört-dörtlük yapmasıydı. Dikkat edilirse iki golü de hızlı geçişlerden geldi. Montella buna da önlem alamadı maalesef! Bu yenilgi negatif yansımalar yapar mı, elbette yapar! Ancak grup aşamalarında bu tip organizasyonlarda ilk maçını kaybeden, sonra çok çıkan takımlar gördük.

Umutsuz değilim, ancak önemli olan Paraguay karşısında reaksiyon vermek! Demem o ki Türkiye hala yarışın içinde ve karalar bağlamanın da bir anlamı yok. Montella’nın kadro tercihi konusunda aynı hataya düşeceğini sanmıyorum. O dersini aldı, çalışır! Bir de dikkatimi çeken Montella’nın en büyük hatası bence rakibin oyun yapısını bilmesine karşın takımın savunma güvenliğini ikinci plana atmasıydı. Hakan Çalhanoğlu oyunu yönlendirmeye çalıştı, ancak rakibin savunma blokları arasında yeterli alan bulamadı.

Nasıl bulsun, duvar ördüler, duvar! Gelelim Arda Güler’e… Rakip maç süresince neredeyse onu iki oyuncuyla marke etti, o da sıkıştı kaldı. İşin özeti… Milli Takım uçurum kenarlarında hep dolaştı ama aşağı düşmedi. Bu gözler bu tabloyu çok yaşadı, bilesiniz…

Author: site

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir